MEDENİ KANUNDA EVLAT EDİNME HÜKÜMLERİ

Evlat Edinme müessesesi 4271 sayılı Türk Medeni Kanunun (TMK) 305 ila 320. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Yasamızdaki düzenleme evlat edinmeyi tam bir soybağı ilişkisi olarak niteleyen katı sistemlerle, evlat edinme ilişkisini geri dönüşü kolayca mümkün geçici bir düzenleme olarak algılayan esnek sistemlerin arasında bir yöntem tercihiyle, karma bir anlayışla oluşturulmuştur. 

Yasal düzenleme incelendiğinde evlat edinme ilişkisi kurulurken çocuk ve erginlerin farklı değerlendirmeye tabi tutulduğu; çocukların evlat edinilmesine ilişkin düzenlemelerin çok daha ayrıntılı ve sıkı düzenlendiği; erginlerin evlat edinilmesi hallerinde gerektiğinde çocuklara ilişkin hükümlerin kıyasen uygulanmasına cevaz verildiği görülmektedir.

Bilindiği gibi yasalarımıza göre 18 yaşını tamamlamamış her birey çocuktur ve bu yasada küçük sözüyle ifade edilen de çocuklardır. Küçüklerin evlat edinilmesinde yasanın 320. maddesinin yollamasıyla aracılık faaliyetlerinde  Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü yetkilidir. (http://www.cocukhizmetleri.gov.tr/tr/html/10619/Kucuklerin+Evl_t+Edinilmesinde+Aracilik+Faaliyetlerinin+Yurutulmesine+Iliskin+Tuzuk).

Yine bu yasayla evlatlık ilişkisinin kurulabilmesi ancak mahkeme kararıyla mümkündür.

A-)Küçüklerin Evlat Edinilmesi:

Küçüklerin evlat edinilmesi iki yolla mümkün olmaktadır.

—Kurum Koruması altındaki bir çocuğun evlat edinilmesi.

—Kişilerarası anlaşma ile evlat edinme

Ancak hangi yolla olursa olsun küçüklerin evlat edinilmesinde Yasayla aranan koşulların tamamlanması gerekmektedir. Buna göre;

Evlat edinme işleminden evvel küçüğün en az 1(bir) yıl süreyle evlat edinecekler tarafından bakılmış olması ve evlat edinme işleminde küçüğün menfaatinin bulunması gerekmektedir. Evlat edineceklerin başka çocukları varsa,  evlatlık ilişkisi kurulurken onların menfaatleri de gözetilmelidir.

1-)Küçükleri Evlat Edinecekler Bakımından Koşullar:

Yasada küçükleri evlat edinecekler açısından birlikte ya da tek başına evlat edinme durumu farklı hükümlerle düzenlenmiştir. Buna göre;

a)- Resmi nikahla evli olanlar ancak birlikte evlat edinebilirler. Bunun için de ya en az 5 yıldan beri evli olmaları ya da eşlerden birinin 30 yaşını doldurmuş bulunması gerekmektedir.

Eşler en az 2(iki) yıl resmi nikahla evli olmak ya da 30 yaşını doldurmuş bulunmak koşuluyla birbirlerinin çocuklarını evlat edinebilirler.

Gerek eşlerin birbirlerinin çocuklarını ve gerekse başkasının çocuğunu evlat edinebilmek için evlilik süresi ve yaş koşulundan birini gerçeklemiş bulunmak  evlat edinmek için yeterlidir.

b)- Evli olmayanlar 30 yaşını doldurmuşlarsa tek başlarına evlat edinebilirler.

Evli olan eşlerden birinin;

—Sürekli olarak ayırtım yeteneğini kaybettiğine dair hakkında doktor raporu düzenlenmişse,

—En az 2(iki) yıldır nerede olduğu bilinmiyorsa

—Mahkeme kararıyla eşlerin en az 2(iki) yıl süreyle ayrı yaşamalarına karar verilmişse,

diğer eş 30 yaşını doldurmak koşuluyla tek başına evlat edinebilir.

2)-Küçük ve/veya Ebeveynler Bakımından Koşullar:

a)-Yaş Koşulu:

Yasada evlat edinilen çocuğun evlat edinenden an az 18 yaş küçük olması gerektiği belirtilmiştir.

b)-Rıza Koşulu:

Evlat edinilecek çocuk  ayırtım  yeteneğine sahipse, hakim tarafından kendi rızası mutlaka alınır.

Şayet çocuk vesayet altındaysa, vesayet makamından da izin alınmalıdır.

Aşağıda belirtilen istisna dışında, çocuğun ana-babasının da birlikte rıza vermesi gerekmektedir. Ebeveynler bu rızayı mahkemeye verecekleri bir dilekçe ile yazılı olarak ya da hakim huzurunda tutanağa geçirilmek suretiyle sözlü olarak da verebilirler. Rıza evlat edinme işleminden önce, evlat edineceklerin isimleri belirtilmeksizin de verilebilir.  

Ana-baba çocuğun doğumundan 6(altı) hafta geçmeden rıza veremezler. Usulüne uygun verilen rıza, verildiği tarihten itibaren 6 (altı) hafta içerisinde verildiği usulle geri alınabilir. Bundan sonra tekrar rıza verilmesi halinde bu kesindir, dönülemez.

bb)-Rızanın aranmayacağı haller:

Aşağıdaki haller gerçekleşmişse ana ve/veya babadan birinin rızası aranmayabilir:

—Kim oldukları bilinmiyorsa,

—Uzun süreden bu yana nerede oldukları bilinmiyorsa,

—Sürekli olarak ayırt etme yeteneklerini kaybettikleri belgelenmişse,

—Çocuğa karşı bakım ve özen yükümlülüklerini yerine getirmiyorlarsa.

Bu hallerde mahkeme rızayı değil  ana ya da babadan birinin rızasının aranıp-aranmayacağı hususunu karara bağlar.

Bu halde çocuk, ileride evlat edinilmek üzere kuruma yerleştirilir.

B)- Ergin ve Kısıtlıların Evlat Edinilmesi:

Evlat edinenin şayet alt soyu varsa, onun  açık onayıyla ve en az 5(beş) yıl süreyle evlat edinenle birlikte, aile ilişkisi içinde yaşamış olmak koşuluyla ergin veya kısıtlılar da evlat edinilebilir. 2005 tarihine kadar kendi altsoyu yani çocuğu bulunanların ergin veya kısıtlıları evlat edinmesi mümkün değil iken 2005 tarihinde 5399 sayılı yasanın 1.maddesiyle TMK.’nun 313. maddesinde yapılan ve 15.07.2005 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe giren değişiklikle altsoyu bulunanların evlat edinebilmesi, altsoyun onayına tabi kılınmıştır.

 Evlat edinilecek kişi evli ise eşinin de rızası aranır

 Medeni Yasa ergin ve kısıtlıların evlat edinilmesinde mümkün olduğunca kapsayıcı düzenleme yapma ihtiyacıyla belli bazı durumları başlık halinde saymıştır. Buna göre;

—Bedensel ya da zihinsel engeli nedeniyle sürekli yardıma ihtiyaç duyan kişi en az 5(beş) yıldan beri evlat edinecek kişi tarafından fiilen bakılıyorsa,

—Evlat edinilecek ergine, küçükken, evlat edinecek tarafından en az 5(beş) yıl süreyle fiilen bakılmışsa, 

—Evlat edinilecek ergin, en az 5(beş) yıldan beri evlat edinecekle  aile ilişkisi içerisinde, birlikte yaşıyorsa ve evlat edinme için haklı bir neden varsa,

ergin ve kısıtlılar evlat edinilebilir.

Yukarıda izah edilen düzenlemeler dışında küçüklerin evlat edinilmesi başlığıyla sıralanan koşullar hale uygun düştüğü ölçüde ergin ve kısıtlıların evlat edinilmesinde de kıyasen uygulanır.

C)-Evlatlık İlişkisinin Hükümleri

Yasalar nezdinde ana-babaya tanınan haklar evlat edinmeyle, evlat edinene geçer. Evlat edinilen küçük ise evlat edinenin soyadını alır; ergin ise kendi rızası varsa evlat edinenin soyadını alır.Evlat edinen şayet isterse, evlat  edindiği küçüğe yeni bir ad da verebilir.Eşler tarafından birlikte evlat edinilmek ve ayırtım yeteneğine henüz sahip olmamak koşuluyla, evlat edinilen küçüğün nüfus kaydına ana-baba ismi olarak evlat edinenlerin isimleri yazılır.

Evlat edinilen hem eski ailesinin mirasçısı olmakta devam eder ve hem de evlat edinene mirasçı olur. Ancak evlat edinen evlat edindiğinin mirasçısı olamaz.

Evlat edinilenin eski ve yeni nüfus kayıtları arasında, kayıtlar üzerinde gerekli irtibat kurulur. Ancak evlat edinme  işlemi ile ilgili belge, bilgi ve kayıtlar mahkeme kararı ya da evlat edinilenin rızası olmaksızın açıklanamaz.

D)-Evlat Edinme İşleminde Şekil ve Usul

Evlat edinme ancak bu hususta verilecek mahkeme kararıyla hüküm ifade eder. Bu konuda karar vermeye yetkili mahkeme tek başına evlat edinme işleminde evlat edinecek olanın ikameti, birlikte evlat edinmelerde ise eşlerden birinin ikamet yeri aile mahkemesidir.

Evlat edinme başvurusundan sonra evlat edinenin ölmesi ya da ayırtım yeteneğini kaybetmesi, evlatlık ilişkisinin diğer koşullarını etkilememişse evlat edinme işlemine engel olmaz. Evlat edinme başvurusundan sonra evlat edinilecek ergin olursa, küçüklerin evlat edinilmesine ilişkin hükümler bakidir.

Medeni Yasamız konuya atfettiği öneme uygun olarak evlat edinme taleplerine ilişkin araştırma hususunda hakime büyük sorumluluk ve geniş yetkiler tanımıştır. Hakim res’en her türlü araştırmayı yapabilir, tarafları dinler, uzman görüşüne başvurur. Tüm bu araştırmalar kurulmak istenen evlatlık ilişkisinin amaca uygunluğunun, gerçekliğinin, tarafların menfaatlerine sağlayacağı katkının anlaşılmasına  hizmet etmelidir. 

E)-Evlatlık İlişkisinin Kaldırılması

Medeni Yasamızın benimsediği sistem gereği kurulacak evlatlık ilişkisiyle soybağına çok yakın ciddi bir bağ tesis edilmektedir. Bu itibarladır ki, kurulan evlatlık ilişkisinin sonradan kaldırılması  kısıtlı koşullarla mümkün olabilmektedir.

Yukarıda etraflıca bahsedildiği üzere evlatlık ilişkisinin kurulması esasen rızaya tabidir. Yasal sebepler bulunmadığı halde mutlak rıza koşuluna aykırı olarak verilen evlat edinme kararının kaldırılmasını istemek mümkündür. Evlatlık ilişkisinin kurulması kararında aranması gereken diğer koşulların eksikliği halindeyse şayet eksiklik sonradan ortadan kalmış ya da sadece usul işlemlerine ilişkinse evlat edinme kararının kaldırılması istenebilir. Ancak her iki halde de evlat edinilenin menfaatleri ölçü kabul edilir. Eğer evlatlık ilişkisinin kaldırılmasına karar verilmesi evlat edinilenin menfaatinin ağır biçimde zedelenmesine neden olacaksa bu karardan kaçınılır.

Rıza koşulu ihlal edilmişse rızası alınması gereken kişiler, diğer hallerde Cumhuriyet Savcısı veya her ilgili evlatlık ilişkisinin kaldırılmasını talep edebilir. Dava hakkı, dava sebebinin öğrenilmesinden itibaren 1(bir) yıl ve her halde evlat edinme işleminin üzerinden 5(beş) yıl geçmekle düşer. Bu süre hak düşürücü süredir.

 

 Yazarın notu: Bu makale 20/Mayıs/2013 tarihinde aşağıdaki linkte yayınlanmıştır.

http://www.turkhukuksitesi.com/makale_1633.htm

 

Posted in ->>Medeni Kanunda Evlat Edinme Hükümleri, ANASAYFA | Tagged , , , , , , , , , | Leave a comment

Anlaşmalı Boşanma Nedir, Nasıl Gerçekleşir

Yaygın ismiyle anlaşmalı boşanma esasen Türk Medeni Kanununda (TMK) sayılan  boşanma nedenlerinden 166. maddede ifade edilen”evlilik birliğinin sarsılması” temeline dayalı olarak, anılan maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir. Anlaşmalı boşanma olarak adlandırılan bu usul, belli koşulların gerçekleşmesi halinde boşanmanın en seri şekilde sonuçlandığı yasal yoldur. TMK 166/3. madesine göre gerçekleşmesi gereken koşullar ise şunlardır:

1- Boşanmayı talep eden eşlerin en az 1(bir) yıldan bu yana resmi nikahla evli bulunmaları,

2- Boşanma talep eden eşlerin 18 yaşından küçük ortak çocukları varsa , bu çocukların velayeti konusunda anlaşmaları,

3- Boşanacak eşlerin nafaka, maddi-manevi tazminat hakları konusunda da anlaşmaya varmış olmaları gerekmektedir.

Dava, eşlerden birinin ikamet yerinde ya da davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yerdeki aile mahkemesine verilecek bir dilekçeyle açılır. Aile mahkemesi olmayan yerlerde dava asliye (aile mahkemesi sıfatıyla) hukuk mahkemesinde açılır. Davayı eşler birlikte açabileceği gibi, eşlerden birinin açtığı davayı diğerinin kabul etmesi halinde de aynı koşul sağlanabilir.

Anlaşma metni (protokol) ya boşanma dilekçesi ekinde mahkemeye sunulur ya da doğrudan hakim huzurunda karşılıklı beyanla tutanağa geçirilir. Hazırlanan anlaşma metni sonradan husumet yaratmayacak nitelikte olmalıdır. Ancak uygulamada buna  uyulmaksızın hazırlanmış protokollere mahkemelerce de değer verilerek boşanmaların gerçekleştiğine sıkça rastlamaktayız.

Hakimin karar vermeden önce tarafları bizzat dinlemesi şarttır. Şayet gerekli görürse hakim bu anlaşmada değişiklikler yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca kabulü gerekir.

Protokole eşlerin mal paylaşımına ilişkin hükümler de konulabilir. Protokolde böyle bir hüküm var ise geçerlidir. Ancak eşler arasında böyle bir anlaşma yapılmamışsa, boşanma kararının kesinleşmesinden sonra malların tasfiyesi için dava açılmalıdır.

 

 

Posted in ->>Anlaşmalı Boşanma Nedir, Nasıl Gerçekleşir, 2-AİLE HUKUKU, ANASAYFA | Tagged , , , , , , , , | Leave a comment

İptal mi Tenkis mi

T.C. YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu
Esas: 2010/2-648
Karar: 2010/684
Karar Tarihi: 22.12.2010

TAPU İPTAL TESCİL VE TENKİS DAVASI – MİRASIN GEÇİŞİNİN MİRAS BIRAKANIN ÖLÜMÜ TARİHİNDE YÜRÜRLÜKTE OLAN HÜKÜMLERE GÖRE BELİRLENECEĞİ – BİLİRKİŞİDEN RAPOR ALINMAK SURETİYLE SONUCU UYARINCA KARAR VERİLMESİ GEREĞİ – DİRENME KARARININ BOZULMASI GEREĞİ

ÖZET: Mirasçılık ve mirasın geçişi, miras bırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir. Dava tenkis istemine ilişkindir. Mahkemece delillerin bu çerçevede değerlendirilip gerektiğinde uzman bilirkişiden de rapor alınmak suretiyle sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken yanlış nitelendirme ve değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

(4722 S. K. m. 17) (1086 S. K. m. 74, 76, 381, 382, 383, 384, 385, 386, 387, 388, 389) (4721 S. K. m. 565, 569, 690) (743 S. K. m. 507) (2004 S. K. m. 277) (YİBK. 01.04.1974 T. 1974/1 E. 1974/2 K.)

Dava ve Karar: Taraflar arasındaki davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Antalya Asliye 4. Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 16.10.2007 gün ve 2001/1039-2007/363 sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine,

Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 16.6.2009 gün ve 2008/4503-2009/11622 sayılı ilamı ile;

(< …Mirasçılık ve mirasın geçişi, miras bırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir. (4722 S.K. md.17)

Dava tenkis istemine ilişkindir. Mahkemece delillerin bu çerçevede değerlendirilip gerektiğinde uzman bilirkişiden de rapor alınmak suretiyle sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken yanlış nitelendirme ve değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır…>)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI

Yerel Mahkemece, bozma sonrasında verilen ara kararında açıkça < …Bozma ilamına karşı direnilmesine…> karar verilmişken; gerekçeli kararın içeriğinde < …Usul ve yasaya uygun bulunan bozma ilamına uyulmasına…> ifadesi kullanılmıştır.

Bu nedenledir ki, işin esasının görüşülmesine geçilmeden önce, direnme kararının 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu(HUMK)’nun 388 ve 389.maddelerine uygun olarak kurulup kurulmadığı hususu ön sorun olarak ele alınmıştır.

Aslolan kısa karar ile direnme kararının hüküm fıkrasında direnme olgusu belirgindir. Direnme kararının bütünü ele alındığında da, gerekçede yer alan bu bölümün gerekçenin diğer bölümleriyle uyumlu olmadığı, maddi hataya dayalı olduğu açıkça anlaşılmaktadır.

Bu nedenle gerekçede sehven yer alan bu ifade çelişki ya da aykırılık olarak kabul edilmemiş; karar bir bütün olarak ele alındığında içerik itibariyle bozma öncesindeki hükmün aynen tekrarlandığı belirlenmekle HUMK’nun 381-388 maddelerine aykırı bir yön bulunmadığına ve ön sorunun reddi ile < …Usul ve yasaya uygun bulunan bozma ilamına uyulmasına…> şeklindeki bu kısmın gerekçeden çıkarılmak suretiyle temyiz incelemesi yapılmasına oybirliği ile karar verilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir.

İşin esasına gelince;

Dava, dava dilekçesinde olarak belirtilmiş; mahkemece olarak nitelendirilmiş; Özel daire ise davayı olarak vasıflandırarak bozmaya konu etmiştir. Mahkemece önceki kararda direnilmesi üzerine, hüküm davacılar vekilince temyize getirilmiştir.

Bu haliyle Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık, davacıların isteminin, muris muvazaası hukuksal nedenine mi yoksa tenkise mi ilişkin olduğu noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın bu niteliğine itibariyle, öncelikle tenkis ile muris muvazaası kurumlarının açıklanmasında yarar görülmektedir:

Bilindiği üzere; muvazaa, tarafların yapmak istedikleri asıl akdi gizlemek için görünüşte yaptıkları başka bir akittir. Örneğin, tarafların aslında taşınmaz satımını yapmayı kastetmelerine rağmen, şu veya bu nedenle bunu saklamak için hibe göstermeleri veya hibe akdini gizlemek için satış göstermeleri gibi hallerde ileri sürülebilecek iddialardır.

Bu durumda Hakim, akitteki asıl kastın ne olduğunu yorumlayarak, tarafların gerçekte hangi tür sözleşmeyi yapmak istediklerini ve ancak bunu gizlemek için neden başka tür bir akit yapmak zorunluluğunu duyduklarını, gerçekte yaptıkları akdin yasal unsurları taşıyıp taşımadığını ve resmi şekil yönünden de geçerli olup olamayacağını saptamak durumundadır.

Muvazaa iddiası ancak sözleşmenin tarafı olan kimse ya da külli halefi tarafından ileri sürülebilir. Bu ilkenin istisnaları kanunda sınırlı olarak gösterilmiştir(Örneğin; İİK md.277 ve md. MK 690).

Bunun yanı sıra, bir kimsenin mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmesi halinde saklı pay sahibi olsun ya da olmasın, miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar; görünürdeki satış sözleşmesinin muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de biçim koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabilirler. Uygulamada bu dava muris muvazaası olarak adlandırılmaktadır.

Diğer taraftan, Doktrinde saklı paylarının değerini alamayan mirasçıların miras bırakanlarının, mirastan tasarruf edebileceği kısmı aşan yani saklı paylarına yaptığı tecavüzü ortadan kaldırmak ve geri alınmasını sağlamak için açtıkları davalar ise tenkis(İndirim) davaları olarak adlandırılmaktadır(4721 Sayılı TMK madde 569). Miras bırakanın, saklı paya tecavüzünün bulunup bulunmadığının tespiti davanın tespit kısmıdır. Bu işlem tespit edildikten sonra da ne miktar payın tecavüze uğradığı ve bu kısmın mirasçıya iadesi hususu da davanın eda kısmıdır. Tenkis davasında; miras bırakanın, mirasçının saklı payına tecavüz ederek vasiyetle veya ölüme bağlı diğer bir tasarrufla başka bir mirasçıya veya üçüncü kişiye bağışta bulunmuş olması, davanın açılması koşuludur. Miras Hukukundaki tenkis davaları, özünde geçerli olan işlemler için açılabilir.

Öte yandan 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 565.maddesinde (Eski 743 Sayılı Medeni Kanun’un 507.md.) yer alan:

1. Mirasbırakanın, mirasçılık sıfatını kaybeden yasal mirasçıya miras payına mahsuben yapmış olduğu sağlararası kazandırmalar, geri verilmemek kaydıyla altsoyuna malvarlığı devri veya borçtan kurtarma yoluyla yaptığı kazandırmalar ya da alışılmışın dışında verilen çeyiz ve kuruluş sermayesi,

2. Miras haklarının ölümden önce tasfiyesi maksadıyla yapılan kazandırmalar,

3. Mirasbırakanın serbestçe dönme hakkını saklı tutarak yaptığı bağışlamalar ve ölümünden önceki bir yıl içinde adet üzere verilen hediyeler dışında yapmış olduğu bağışlamalar,

4. Mirasbırakanın saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yaptığı açık olan kazandırmalar.>

Şeklindeki hüküm ile tenkise tabi diğer tasarruflar sayılmak suretiyle miras bırakan tarafından yapılan başkaca hangi işlemlerin tenkise tabi olacağı düzenlenmiştir.

Önemle belirtilmelidir ki, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 74. maddesi gereğince hakim taleple bağlı olup; aynı Kanunun 76.maddesi gereğince bir davada dava nedenini yani dayanılan olayları bildirmek taraflara, bunların hukuki nitelemesini yapmak, uygulanacak yasa maddelerini bulmak ve uygulamak ise Hakime aittir (HUMK.76).

Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay irdelendiğinde:

Davacılar vekili dava dilekçesinin başlığında davayı olarak gösterip; dilekçe içeriğinde de; müvekkillerinin murisi E. C.’ın davalı ile gayriresmi evlilik yaptığını, bu evliliğin devamı sırasında murisin 12.06.1991 tarih ve 19355 yevmiye nolu gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyeti Y. Z. E.’a ait 2460 ada 1 parsel sayılı taşınmazı satın aldığını, murisin satın aldığı taşınmaz üzerine 4 katlı bina yaptırdığını, gayrimenkul satış vaadi tarihinde, satış vaadinde bulunan Y. Z. E. isimli şahsın aynı noterde davalıya vekaletname verdiğini, murisin kanser hastası olması sebebiyle tapuyu üzerine alamadığını, davalı M.’ten olan çocuklarını düşünerek satış vaadi sözleşmesi ile satın aldığı bu taşınmazların tapusunun davalı M. A. adına çıkartılmasına muvafakat ettiğini, bu durum karşısında davacıların mağdur olduğunu, çünkü yapılan bu işlemin açıkça ölüme bağlı olarak mirastan mal kaçırma işlemi olduğunu, davalının, murislerini manevi yönden etkileyerek ve ölmeden kısa bir süre önce de tapunun üzerine geçirilmesini sağladığını, davacıların mahfuz hisseli mirasçılar olarak mağdur olduklarını ileri sürerek davaya konu taşınmazın tapusunun iptali ile mahfuz hisseleri oranında davacılar adına tescilini istemişlerdir.

Ne var ki, davacı vekilinin gerek 4.2.2002 tarihli ilk celsede dava dilekçesini açıklayarak tutanağa aynen geçen < …Gerçek istemimiz muris E. C.’ın ölüme bağlı tasarrufu nedeniyle tasarruf nisabını aşan miktarın tenkis edilmesidir.> şeklindeki beyanları; gerek 14.2.2006 tarihli celsedeki < …Açtığımız dava muris muvazaasına dayanan iptal davası olmayıp tenkis davasıdır. Muris uzun yıllar yurt dışında çalışarak para kazanmıştır. Bununla tek mal varlığı olan davaya konu taşınmazı satın almıştır…> biçimindeki açıklaması karşısında,davacıların açtıkları davanın tenkise ilişkin olduğu her türlü duraksamadan uzaktır.

Davacı taraf dilekçesine açıklık getirdiği her iki beyanında da açıkça tenkis istediklerini bildirmekle hakim bu talep dışına çıkamaz ve bu isteğe göre hangi kanun hükmünün uygulanacağını tespit edip uygulamak zorundadır.

Eldeki davada yerel mahkemece, davacının tenkise yönelik açık beyanlarına karşın, yapılan hukuki nitelemede dava muris muvazaası olarak kabul edilmiş; araştırma da bu niteleme çerçevesinde gerçekleştirilmiş; sonuçta 01.04.1974 tarih ve 1/2 Sayılı YİBK çerçevesinde değerlendirme yapılarak davanın reddi yoluna gidilmiştir.

Dosya içeriğine göre, davacıların miras bırakanı 12.06.1991 tarihinde, Y. Z. E.’dan 2460 ada 1 parsel sayılı taşınmazı satış vaadi sözleşmesi ile satın almış; 22.05.2001 tarihinde ise aynı taşınmaz Y. Z. E. tarafından davalı M. A.’e satılmıştır. Davacılar aslında taşınmazın miras bırakanları adına tapuda tescilinin yapılacakken, davalı adına tescil edildiğini, oysa taşınmazın miras bırakanlarının yurt dışındaki çalışması sonucunda kazandığı para ile satın alındığını, saklı paylarının zedelendiğini ileri sürerek, tenkis istemişler; duruşmalarda da bu taleplerini açıkça dile getirmişlerdir.

Öyleyse Yerel Mahkemece, davacıların talebinin tenkise yönelik olduğu gözetilerek, tenkis koşullarının oluşup oluşmadığı araştırılmalı ve sonucuna göre hüküm kurulmalıdır.

Açıklanan nedenlerle, aynı hususlara işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

Sonuç: 1- Yerel mahkeme kararında geçen (usul ve yasaya uygun bulunan bozma ilamına uyulmasına) ibaresinin karardan ÇIKARTILMASINA,

2- Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.

Posted in >>İptal mi Tenkis mi, 3-MİRAS HUKUKU | Tagged , , , , , , | Leave a comment

Çocukla Kişisel İlişki Kararı

T.C. YARGITAY

12.Hukuk Dairesi

Esas: 2006/10187

Karar: 2006/12876

Karar Tarihi: 15.06.2006

ÖZET: Mahkeme kararında; müşterek çocuğun, anne tarafından belirtilen yere

götürüleceğine dair bir ibare bulunmamaktadır. Bu nedenle baba, çocuğu ile

kişisel ilişkisini temin amacıyla yaptığı masrafları, ulaşım ve benzeri sair

giderleri üstlenmek zorundadır. İlamın infazının, borçlu tarafından engellendiği

iddiası da kanıtlanmış değildir. Şikayetinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

(4721 S. K. m. 323, 324) (2004 S. K. m. 25, 25/A)

Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde

temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya

mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Karar: Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

Kadıköy 5 nolu Aile Mahkemesince verilen, 27.12.2005 tarih, 2005/195-110 sayılı

müşterek çocukla, şahsi münasebet tesisine dair takibe konu edilen ilamda;

<davacı babanın, her hafta, pazar günü, sabah saat 10:00 ile, akşam 16:00

saatleri arasında, tarafların müşterek yakını, davacının kardeşinin evinde,

davalının da hazır bulunacağı ortamda görüşmeleri sureti ile> kişisel ilişkinin

belirlenmesine hükmolunmuştur.

Anılan kararda; müşterek çocuğun, <anne tarafından> belirtilen yere

götürüleceğine dair bir ibare bulunmamaktadır. Bu nedenle baba, çocuğu ile

kişisel ilişkisini temin amacıyla yaptığı masrafları, ulaşım ve benzeri sair

giderleri üstlenmek zorundadır. İlamın infazının, borçlu tarafından engellendiği

iddiası da kanıtlanmış değildir.

Dayanak ilamda yer verilmemesine rağmen müşterek çocuğun <davalı borçlu

tarafından getirilerek hazır bulundurulmasına> dair takip talebi düzenlenmesi

de, ilama aykırılık teşkil etmektedir.

Açıklanan nedenlerle borçlu şikayetinin kabulüne karar verilmesi gerekirken,

yazılı şekilde reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

Sonuç: Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının

yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA,

15.06.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

 

 

Posted in ->>Çocukla Kişisel İlişki Kararı, 2-AİLE HUKUKU | Tagged , , , , , , , | Leave a comment
Avukat FERDA ÇALGIN google-site-verification: google5fa1aee8795087d8.html