Anlaşmalı Boşanma Nedir, Nasıl Gerçekleşir

Yaygın ismiyle anlaşmalı boşanma esasen Türk Medeni Kanununda (TMK) sayılan  boşanma nedenlerinden 166. maddede ifade edilen”evlilik birliğinin sarsılması” temeline dayalı olarak, anılan maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir. Anlaşmalı boşanma olarak adlandırılan bu usul, belli koşulların gerçekleşmesi halinde boşanmanın en seri şekilde sonuçlandığı yasal yoldur. TMK 166/3. madesine göre gerçekleşmesi gereken koşullar ise şunlardır:

1- Boşanmayı talep eden eşlerin en az 1(bir) yıldan bu yana resmi nikahla evli bulunmaları,

2- Boşanma talep eden eşlerin 18 yaşından küçük ortak çocukları varsa , bu çocukların velayeti konusunda anlaşmaları,

3- Boşanacak eşlerin nafaka, maddi-manevi tazminat hakları konusunda da anlaşmaya varmış olmaları gerekmektedir.

Dava, eşlerden birinin ikamet yerinde ya da davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yerdeki aile mahkemesine verilecek bir dilekçeyle açılır. Aile mahkemesi olmayan yerlerde dava asliye (aile mahkemesi sıfatıyla) hukuk mahkemesinde açılır. Davayı eşler birlikte açabileceği gibi, eşlerden birinin açtığı davayı diğerinin kabul etmesi halinde de aynı koşul sağlanabilir.

Anlaşma metni (protokol) ya boşanma dilekçesi ekinde mahkemeye sunulur ya da doğrudan hakim huzurunda karşılıklı beyanla tutanağa geçirilir. Hazırlanan anlaşma metni sonradan husumet yaratmayacak nitelikte olmalıdır. Ancak uygulamada buna  uyulmaksızın hazırlanmış protokollere mahkemelerce de değer verilerek boşanmaların gerçekleştiğine sıkça rastlamaktayız.

Hakimin karar vermeden önce tarafları bizzat dinlemesi şarttır. Şayet gerekli görürse hakim bu anlaşmada değişiklikler yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca kabulü gerekir.

Protokole eşlerin mal paylaşımına ilişkin hükümler de konulabilir. Protokolde böyle bir hüküm var ise geçerlidir. Ancak eşler arasında böyle bir anlaşma yapılmamışsa, boşanma kararının kesinleşmesinden sonra malların tasfiyesi için dava açılmalıdır.

 

 

Posted in ->>Anlaşmalı Boşanma Nedir, Nasıl Gerçekleşir, 2-AİLE HUKUKU, ANASAYFA | Tagged , , , , , , , , | Leave a comment

Çocukla Kişisel İlişki Kararının İcrasında Giderler

T.C. YARGITAY

12.Hukuk Dairesi

Esas: 1984/638

Karar: 1984/3162

Karar Tarihi: 19.03.1984

ÖZET: İstek sahibi ana veya baba çocuğun bulunduğu yere gitmek ve oradan çocuğu

teslim almak ve yine aynı şekilde ve yerde teslim etmek yükümlülüğü altındadır.

İstek sahibi çocuğu teslim almak ve teslim etmek için yaptığı giderleri de

üstlenmek zorundadır ve diğer taraftan isteyemez. Olayda çocuğun annesi

tarafından bir engelleme yapılmamıştır. Borçlu ana çocuğun teslimi için alacaklı

babanın yaptığı giderleri bu durumda yüklenmek zorunda değildir. Merciin aksine

olan görüşünde isabet yoktur ve merci kararı bozulmalıdır. Continue reading »

Posted in ->> Çocukla Kişisel İlişki Kararının İcrasında Giderler, 2-AİLE HUKUKU | Tagged , , , , , | Leave a comment

Çocukla Kişisel İlişki Kararı

T.C. YARGITAY

12.Hukuk Dairesi

Esas: 2006/10187

Karar: 2006/12876

Karar Tarihi: 15.06.2006

ÖZET: Mahkeme kararında; müşterek çocuğun, anne tarafından belirtilen yere

götürüleceğine dair bir ibare bulunmamaktadır. Bu nedenle baba, çocuğu ile

kişisel ilişkisini temin amacıyla yaptığı masrafları, ulaşım ve benzeri sair

giderleri üstlenmek zorundadır. İlamın infazının, borçlu tarafından engellendiği

iddiası da kanıtlanmış değildir. Şikayetinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

(4721 S. K. m. 323, 324) (2004 S. K. m. 25, 25/A)

Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde

temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya

mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

Karar: Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

Kadıköy 5 nolu Aile Mahkemesince verilen, 27.12.2005 tarih, 2005/195-110 sayılı

müşterek çocukla, şahsi münasebet tesisine dair takibe konu edilen ilamda;

<davacı babanın, her hafta, pazar günü, sabah saat 10:00 ile, akşam 16:00

saatleri arasında, tarafların müşterek yakını, davacının kardeşinin evinde,

davalının da hazır bulunacağı ortamda görüşmeleri sureti ile> kişisel ilişkinin

belirlenmesine hükmolunmuştur.

Anılan kararda; müşterek çocuğun, <anne tarafından> belirtilen yere

götürüleceğine dair bir ibare bulunmamaktadır. Bu nedenle baba, çocuğu ile

kişisel ilişkisini temin amacıyla yaptığı masrafları, ulaşım ve benzeri sair

giderleri üstlenmek zorundadır. İlamın infazının, borçlu tarafından engellendiği

iddiası da kanıtlanmış değildir.

Dayanak ilamda yer verilmemesine rağmen müşterek çocuğun <davalı borçlu

tarafından getirilerek hazır bulundurulmasına> dair takip talebi düzenlenmesi

de, ilama aykırılık teşkil etmektedir.

Açıklanan nedenlerle borçlu şikayetinin kabulüne karar verilmesi gerekirken,

yazılı şekilde reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

Sonuç: Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının

yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA,

15.06.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

 

 

Posted in ->>Çocukla Kişisel İlişki Kararı, 2-AİLE HUKUKU | Tagged , , , , , , , | Leave a comment

Şiddet ve Toplumsal Cinsiyet Anlayışı

         
YAZAN :Av. FERDA ÇALGIN

 

           Tarihi insanlıkla eş olan şiddet, kısaca kişiyi güç ve baskı uygulayarak iradesi dışında davranmaya zorlamak şeklinde tanımlanabilir. Bu anlamda gösterilen güç ya da uygulanan baskı dövme, yaralama, işkence etme, öldürme şeklinde fiziksel ve somut olabileceği gibi; zorlama, aşağılama, dışlama, tehdit etme, şantaj şeklinde ruhsal ve soyut da tezahür edebilir. Ancak sonuç olarak şiddet mağduru için yoğun bir acı sözkonusudur.

           Şiddet, kaynağı bakımından saldırganlık duygusuyla bağlantılıdır. Bu yanıyla ilkel insandan ayrı düşünülemeyen bu güdü sosyalleşme ve eğitim düzeyiyle doğrudan ilgilidir.

           Şiddet kavramıyla ilgili diğer önemli bir husus da neyin şiddet sayılıp-sayılmadığıyla ilgili kişi, toplum ve zamanlara göre değişkenlik gösteren şiddet algısı denilen durumdur.Aynı tutum ve davranış bir kişi ya da toplumda şiddet içeren davranış sayılırken, başka bir kişi ya da grup için normal davranış olarak algılanmaktadır. Sözgelimi töre cinayeti olarak adlandırılan davranış biçimi eğitim ve dolayısıyla bilinç düzeyi yüksek bir toplulukta şiddet olarak algılanırken, bu davranışın yaşandığı topluluklarda olağan bir sonuç olarak algılanmaktadır.

          Şiddet, türleri bakımından da çeşitlilik göstermektedir. Aslına bakılırsa bu çeşitliliğin kapsamı bile şiddet algısına göre artmak ya da azalmaktadır. Örneğin bazı kesimlerde ekonomik, politik ve inanç farklılığına dayalı ya da iş yerinde çalışana uygulanan şiddet hala normal bir davranış olarak algılanırken, daha üst bilinç guruplarında şiddet olarak tanımlanmaktadır. İçinde bulunduğumuz sosyolojik yapı içinde belki de sonucu itibariyle en can yakıcı olmasından dolayı günümüzde bilinen en yaygın şiddet biçimi cinsiyet farklılığına dayalı olan kadına ve çoğunlukla dolayısıyla çocuğa yönelik olarak yaşanan şiddettir.

         Toplumsal cinsiyet kısaca, sosyal yönden kadın ve erkeğe verilen roller, sorumluluklar olarak tanımlanabilir. Dünyaya gelirken cinsiyet tercihinde bulunmak olanaklı değildir; cinsiyet farklılığı tıpkı ölümlü olmak gibi biyolojik varlığımızın doğal bir niteliğidir. Ancak  salt cinsiyet farklılığından kaynaklanan yapay ayrım süreci kız bebek için pembe, erkek bebek için mavi eşyaların tercih edilmesiyle daha doğmadan evvel işlemeye başlar. Bu yapay çerçeve iki cinsin toplumsal yaşama katılım düzeyi ve toplumsal alanda temsiliyetlerini de farklılaştırır. Örneğin kadın ev içi gibi özel alanda tutulurken, erkeğin dışarıda kamusal alanda kendini ifadesi uygun görülür. Çalışma alnından,siyasete, sivil toplum örgütlenmesinden,eğitime kadar her tür kamusal alanda cins temeline dayalı bu görüntü toplumsal cinsiyet eşitsizliğini oluşturur..

          Kadına yüklenen en önemli sorumluluk analıktır. Ancak toplumsal olarak güçsüz görülen , desteklenmeyen kadın bu rolünü de gerektiği gibi yerine getiremez.

          Kadın ev idaresinden sorumludur. Ancak ev işleri yapıldığı sürece hizmeti görülmez, üstelik bunun maddi bir karşılığı olmadığı için çalışma tanımına da girmez ve kadın sosyal güvencesi olmadan on-oniki saat çalışmasına karşın, ekonomik yönden eşine bağımlıdır.

          Kadın aslına bakılırsa ev içindeki her türlü hizmetle yükümlüdür. Bu hizmet kavramına eşinin cinsel isteklerini yerine getirmek de dahildir. Kadının bu yönde fikir beyanı hoş karşılanmaz.

          Kadın şayet çalışıyorsa, kazancını kendi başına değerlendirme hakkına sahip olmadığı düşünülür. Üstelik yine de asıl yerinin ev olduğu düşüncesiyle çalışma alanı genellikle evin uzantısı sayılabilecek hemşirelik, öğretmenlik, sekreterlik gibi işlerdir.

         Kadın, güçsüz olduğuna yönelik algıya uygun olarak kendi başına namus bilinci geliştiremez, kendini korumaktan aciz bulunur. Bu sebeple kamusal alanda faaliyetleri erkek cinsi tarafından kısıtlanır , denetlenir.

         Kadına yönelik cinsiyet farklılığına dayalı şiddetin kaynağı irdelendiğinde, toplumsal inanç , eğitim ve benzeri şekillenmelerin toplumsal cinsiyet algısında etkili olduğu görülür.İnsani değerleri ve mental yetileri öteleyen salt biyolojik farklılığa göre şekillenmiş toplumsal cinsiyet anlayışı, zaman içinde geliştirdiği statü sıralamasında kadını erkeğin daha aşağılarında bir yere itmiştir.Bu durum erkek cinsinin algısında kadına şiddet uygulama hakkının olduğu sonucunu doğurmuştur.Şiddet uygulayan erkek çoğunlukla namusumu korudum, bana karşı geldi, yemeğimi zamanında hazırlamadı… şeklinde  gerekçeler sunar.

        Toplumsal cinsiyet eşitliğinin temini için bireyin fırsatları kullanma , hizmet ve kaynaklara ulaşmada cinsiyet farklılığına maruz kalmaması sağlanmalıdır.Her türlü ayrımcılık gibi cinsiyet ayrımcılığının da başta temel insan haklarına aykırılığı toplumun en alt katmanlarına kadar her kesim tarafından tanınmalı ve özümsenmelidir.
                                                      

 

Posted in 2-AİLE HUKUKU | Tagged , , , , , , , , | Leave a comment
Avukat FERDA ÇALGIN google-site-verification: google5fa1aee8795087d8.html